Sait Deniz

Sait Deniz 1952 yılında Türk Kürek Sporu’nun beşiği olan İstinye’de doğdu. Bir zamanların efsanevi kürekçilerinden, İstinye Tersanesi’inde işçi olan Abdurrahman Deniz’in (1918-1994) tek oğluydu. Abdurrahman Deniz 1909 yılında İstinye’de kurulmuş olan Altınordu Kürek Kulübü’nde yağlı kayış denilen kiklerde spora başlamış, daha sonra Atatürk’ün İstinye’de kurdurttuğu Güneş Kulübü’nde yarışmıştı.

İstinyeliler Mustafa Kemal’in ölümü ile Güneş Kulübü sıkıntıya düşünce Taksim Spor Kulübü ile birleşip yeni forma ile kürek çektiler. 1940larda 1 Temmuz yarışı finalinde iki çifte dümencili kikte hamlasırtı Abdurrahman Deniz, hamla Celili Or, dümende daha sonra Taksim Kulübü kapandığında İstinye’deki kayıkhaneyi devralan Fenerbahçe Kulübü’nde uzun yıllar kürek çeken Ferit Baykuş (Ligor Reis) elinde birincilik kupası ile
Abdurrahman Deniz’in dümencisi Ferit Baykuş 80 yıl sonra, hala unutamadığı yarıştan dönüşü gösteren fotografla

İstinyelilerin Kalafat Yeri dedikleri, Birinci Dünya Savaşında Yavuz Zırhlısı’nın önüne bağlandığı sahildeki, en son Fenerbahçe Kulübü adı ile kullanılan kayıkhane Sait Deniz çocukken, 1957 senesinde Adnan Menderes’in Boğaz sahil yollarını yaptırma hamlesi sırasında yıkılmıştı. Kayıkhaneyi kullanan Fenerbahçe Kulübü de fıtaları, kürekleri ve istimlak parasını alarak Kalamış Dereağzı’na taşınınca kürekçilerin bir kısmı vapurla Eminönü’ne, oradan ikinci bir vapurla Kadıköy’e, oradan da yaya olarak antrenmana gitmeye çabaladılar ama kısa sürede spordan koptular.

Babası Abdurrahman Deniz bir yandan tersanede çalışıp bir yandan da karısı Nadide Hanım’la birlikte balıkçılık yaparak evini geçindirirken 30 yaşına kadar yarışlara katılan başarılı bir kürekçi idi. Sait Deniz babasının 15 yılı aşkın kürek yaşamının hikayeleri ile yetişti. İki – üç yaşından itibaren kürekli sandalla babası ve annesi ile Boğaz’da balığa çıkarak denizle kaynaştı. Yarış günlerinde başka İstinyeli ailelerle birlikte sandallara, takalara doluşup Beykoz’dan Paşabahçe’ye doğru startı verilen yarışları seyretmeye gitti. Ailesinin bütün ısrarlarına rağmen eğitime önem vermeyip 7. sınıfta okulu bırakıp çalışmaya başlamıştı. Yaşı büyüyünce babası gibi İstinye tersanesinde kaynakçı olarak işe girdi. Ülke kaynıyor, gençler sağ-sol çatışması, işçiler sendikacılık mücadelesi içinde heyecanlı ve tehlikeli dönemler geçiriyorlardı. Sait Deniz’in kürek sporuna olan aşkı ise onu bambaşka bir yola götürdü.

Beykoz Kulübü’nün ve Bebek’teki Galatasaray’ın fıtalarını seyrederek yetişen Sait’in kürekçi olma rüyaları 1968 senesinde İstinye Kürek Ihtisas Kulübü’nün kurulması ile gerçekleşti. İstinyeliler zengin insanlar değillerdi, çoğunluğu tersanede veya köyün arkasında yeni kurulan fabrikalarda çalışarak, bazıları da balık tutup satarak geçiniyorlardı. Ama 1910’lu yıllardan başlayarak önce Altınordu, sonra sırasıyla Ateş-Güneş, Taksim ve Fenerbahçe Kulüpleri’nde başarıyla kürek çekip defalarca şampiyon olmuşlardı. Türkiye’nin ilk kik imalatçısı Macar kökenli Vanço Usta (Galatasaray’ın meşhur Emin Amca’sının kayınpederi) İstinye’ye yerleşmişti, ülkenin birçok kulübünün kullandığı bindirme kik ve fıtalar Kalafat Yeri’ndeki Süleyman Tombaz’ın atelyesinde yapılmış, daha üstün teknoloji gerektiren sarma tekneler de ülkemizin son fıta sanatkarı İstinye Çayır Mahalleli Cahit Usta tarafından yapılmaktaydı. Uzun yıllardır kürek sporuna hasret kalan İstinyeliler bütün imkansızlıklara rağmen köyün efsanevi kürek şampiyonlarından Sudi Tombaz’ın ailesine ait bir binayı kira istemeden vermesi ile bir kayıkhane yeri bulmayı, para toplayıp fıtalar ve kürekler yaptırmayı başardılar. Eski kürekçiler çocuklarını ve yakınlarını kürek sporuna başlamaya teşvik ettiler. Dönemin favori tekneleri dört tek dümencili, tek çifte, iki çifte ve sekiz tekti. Başka kulüpler sarma teknelerle çalışırken Istinye’de sadece bindirme denilen ağır tekneler vardı. Sait 16 yaşında iken işte bu teknelerde küreğe başladı. Uzun yıllar dört tek dümencilide kürek çekti. Çılgınca çalışmasına rağmen boyunun kısalığı nedeni ile istediği kadar başarılı olamıyordu.

1974 yılında askerlik dönüşü kulübünü bir duraklama döneminde buldu. Eski kürek arkadaşlarını toplayıp kulübüne sahip çıktı, gönüllü olarak antrenörlük yapmaya başladı. Kürekçi olabileceğini düşündüğü gençleri önce uzaktan izliyor, beğenirse tanıdık bulup onların aracılığı ile veya sokakta durdurup kulübe antrenmana çağırıyordu.

Kürek tekniği ve antrenman bilgisi konularında kendini geliştirmek için Türkçe kitap bulamadığından yurtdışında çalışan akrabalarına Doğu Almanya’dan dünyanın en meşhur kürek kitabını getirtti, almanca bilen bir sporcusu ile birlikte okuyup öğrenmeye çalıştı.

Ülkede bulamadığı, kürek temposunu sayan kronometreyi bile kendi cebinden ödeyerek getirtti. Dıştan takma motorlu sandalı olan tanıdıkların teknelerini ödünç alarak, tekne müsait değilse veya benzin parası yoksa bindirme dört tekin dümenine çıkarak antremanlara eşlik ediyordu. Sabah beşte başlattığı sabah antrenmanlarını bitirdikten sonra saat sekizde tersanenin işbaşı düdüğü çalınca koşarak işine gidiyor, fıtaların tamir gerektiren parçaları varsa bunları gizlice tersaneye getirip tamir ediyor, akşam altıda paydos düdüğü çalınca hemen kulübe gelip akşam çalışmalarını başlatıyordu. Yetiştirdiği sporcuların amaçladığı başarılara ulaşamaması üzerine kulüpteki çalışma koşullarını düzeltmek için çevresini harekete geçirdi. Sahil yolunun kara tarafındaki eski kulüp binası yetersizdi. Kürekçiler suya çıkmak için ve dönüşte tekneleri omuza alıp trafiği durdurarak arabaların arasından geçmek zorunda kalyorlardı. Sahildeki geniş bir alana büyük bir kayıkhane, duşlar, soyunma odaları, kara çalışması aletleri ve 15 metre uzunluğunda bir iskele ile ülkemizin o dönemdeki en güzel tesislerinden birinin inşaatını başlattı, tersaneden hibe olarak almayı başardığı, eski gemilerden çıkma demir borularla kayıkhaneyi kurdu, yıllık iznini alarak ödünç bir kaynak makinası ile haftalarca gece gündüz çalışıp sporcularının da yardımı ile çelik konstrüksiyonu yaptı. Para bulundukça önce dam, sonra yan cepheler kaplandı, Sait’in gayretli çalışmalarına canı gönülden destek veren mazbut İstinye halkının katkıları ile kısa sürede mükemmel donanımlı bir kürek kulübü oluştu. Bu dönemde Federasyon’un desteği ile Ankara’da Perçin Tekne tarafından ilk fiberglas fıtalar yapılıyor, kulüplere dağıtılıyordu. 1976 da İstinye Kürek İhtisas Kulübü’ne de bir tek çifte, bir iki tek dümencisiz, bir iki tek dümencili, bir dört tek dümencili dört fiberglas tekne geldi, Cahit Usta’nın yetiştirdiği genç bir marangoza yeni kürekler yaptırıldı, artık tekne sayısı yeterli idi, 30 kürekçisine yaz kış yoğun çalışmalar yaptırıyor, bir yandan da eski bir sarma iki çifte ile kürek çekip yarışlara katılıyordu. 1976 – Maraton Yarışı

1978 de iki çiftedeki hamlasırtının Yüksek Denizcilik Okulu’nu bitirip çarkçı olarak uzak denizlere gitmesinden sonra antrenörlüğe ara verip tek çifte çekmeye karar verdi, Galatasaray Kulübü’nün İstinyeli hocası Emin Gezgöç aracılığı ile çürüğe çıkarılmış bir sarma tek çifteyi alıp tamir etti, 26 yaşında olmasına rağmen çok ağır bir halter ve koşu programı ile forma girmeye çalıştı ama daha genç, çok daha boylu boslu ve çok iyi teknelerle yarışan rakiplerini geçemedi.

Aynı yıl ailesi Boğaz’ın karşı kıyısında Kanlıca tepelerine taşınan Sait Deniz ulaşım güçlüğü ile karşılaştı. İstinye’den karşıya yalnızca sabah akşam birer kez vapur vardı. Antrenmanları aksatmamak için sabahları beşte Kanlıca iskelesine iniyor, ülkedeki benzin sıkıntısı nedeni ile bazen gelemeyen takip teknesi yerine erkenden suya çıkıp ‘Sait Abi’lerini almaya dümencisiz gelen dört tekin dümenine biniyor, akşamları benzin harcamamak için kürekli bir sandalla karanlıkta Boğaz’dan geçen gemilerin arasından karşıya geçiyordu. 1979 da kulübün yetiştirdiği en iyi kürekçilerden bir dört tek dümencili ekibi kurarak İstinyeliler’in uzun yıllardır hasretle beklediği Türkiye Şampiyonluğu’nu yakalamaya çalıştı, sporcularına kayıkhanede ranzalar yaptı, bir ay sürecek bir kampa alıp yemekleri kendisi pişirerek çok yoğun bir çalışma programı uyguladı. Ancak ‘paralı bir Laz müteahhit’ olduğu için kulüp başkanı yapılan, sporu hiç tanımayan bir yönetici bir süre sonra anlamsız gerekçelerle kampı dağıttı, ekip dağıldı. Yarıştan kısa süre önce tekrar çalışmalara başlanmasına rağmen ekip formunu kaybetmişti. 2 Eylül 1979 da Hereke’de yapılan Türkiye Şampiyonası’nda İstinye Kürek Ihtisas Kulübü şampiyonluğu 1 saniye farkla kaybederek ikinci oldu. Tekne sudan alınıp sehpaya konduktan sonra Sait Deniz otobüse geçip sporcularıyla birlikte ağladı. 1980 senesinde kürek sporundan biraz uzaklaştı, Anadoluhisarı’ndaki Hüseyin Usta’ya İstanbul Boğazı’nın en güzel balıkçı sandalını yaptırdı, ‘Deniz’ adını verdiği mavi bordalı, küpeşteleri vernikli sandalı ile lüfer ve kofana avına çıktı. 1981 Nisan’ında kulübün karşısında oturan bir emekli albayın manzarasını kapattığı için 12 Eylül yönetimi kayıkhaneyi yıkmaya karar verdi. Bütün ricalar sonuç vermedi, kulüp yıkıldı, fıtalar ve kürekler yakındaki bir köşkün terkedilmiş bahçesine kurulan bir naylon çadıra taşındılar. Spor hayatına küsen Sait Deniz bir kürekçi arkadaşının yeğeni ile evlenme hazırlıklarına başlamışken 30 Mayıs 1981 günü 29 yaşında iken kalp krizi geçirerek aniden öldü. Ölümünden sonra geride kalan kürekçiler yeni bir kulüp binası kurmayı beceremediler, tekneler ve malzeme diğer kulüplere dağıtıldı. Babası Abdurrahman Deniz 1994 yılında ölene kadar Kanlıca’da Boğaz’a bakan bir yamaca gömdüğü oğlunun mezarına devamlı çiçek taşıdı. Annesi Nadide Hanım bir huzurevinde sevdiklerinden uzakta hayatını sürdürdü. Yetiştirdiği kürekçiler değişen dünyamızda geçim derdi peşinde ülkenin ve dünyanın dört bir yanına dağıldılar, İstinye’de Sait Deniz’in kulübünden hiç bir iz kalmadı. Sporcularının biri genç ruhlara deniz ve kürek aşkını aşılama mirasını üstlenerek kürek ve yelken sporlarında yüzlerce insan yetiştirdi. 

Bu yazı ilk kez 24 Nisan 2004 tarihinde Sapanca’da sporumuza ve bizlere emeği geçenleri unutmamamız için düzenlenen ‘Anı Kupası’nda bir yarışa adı verilen Sait Deniz için sporcularından Prof. Dr. Selim Yalçın tarafından hazırlandı.